Önce soruyu soralım:
Zalimlerin konuşmaya hakları ya da yüzleri var mıdır?
Ne yazık ki zamanımızda da zalimler çok. Zalimler tarihte kalmadı. Ne karanlık zindanların gizliklerinde, ne derin kuyuların dibinde, ne da kalın duvarlarla örülü esir kamplarında.
Ne yazık ki devir zalimlerin devri.
Ne yazık ki devir iki yüzlülerin saltanat sürdüğü bir çağ.
Ve maalesef konuşanlar da onlar. Hep onlar konuşuyor, dünya dinliyor. Mikrofon onların elinde, medyada onların sözleri ve yazıları, ya da yaptıkları...
Haklı olanlar, haksızlığa uğrayanlar, haklı talepleri olanlar, haktan yana olanların ise sesi hiç çıkmıyor. Hak yiyenlerin sesleri ise durmak bilmiyor.
Dünün sömürgecileri, bugünün emperyalistleri.
Dün dünyayı haraca kesenler, bugün daha beterini yapıyorlar. Dün halkları köleştirenler, bugün onları kullanmanın başka usullerini keşfettiler. Dün insanların zenginliklerini yağmalayanlar, bugün saltanat sürdürmenin başka yollarını buldular.
Sahi, dünün sömürgecilerinin sömürdükleri toprakları temamen terkettikerine inanan var mı?
Dünkü koloni, zayıf, küçük, fakir ülkeler için gerçekten bağımsızlık diye bir şey var mı?
Bunlardan hangisi bağımsız olabilmiş ki? Hangisinin ipi, siyaseti, kontrolü eski sömürgecinin elinde değil ki? Hangisi her açıdan eski sömürgeciye bağımlı değil ki?
Sömürgeciler mecbur kalmadıkça sömürdükleri ülkeye asker göndermezler. İşi hep siyasetle, içerdeki yandaşlarıyla, kurdukları düzenle idere ederler. Ama gerekirse itaatten çıkan ülkeyi askerle işgal etmekten çekinmezler.
Eski sömürge olan ülkelerdeki okumuşlar, nasıl oluyorsa hep onlardan yana oluyorlar. İş başına gelenler, seçimleri kazananlar nasıl oluyorsa hep onlar oluyorlar. Ve yine nasıl oluyorsa bu seçilmişler, hep batı kültürünün, batı çıkarlarının, batı politikalarının yandaşı oluyorlar. Hatta sömürgeci ülkelerin çıkarlarını, kendi ülke insanın menfeatinden önde görüyorlar. Batı değerleri yerleştirme uğruna, kendi insanının değerlerine ve kültürlerine savaş açabiliyorlar. Bu nasıl oluyor? Anlamak mümkün değil.
İnsan kendi celladına aşık olur mu?
İnsan kendi katiline gönül kaptırır mı? Acaba, acaba...
İşte oluyormuş...
İşte dünün sömürge ülkeleri kendilerini işgal eden, sömüren, kültürünü ve değerlerini tahrib eden, zenginliklerini ve varlığını talan eden sömürgecilere tutulabiliyormuş.
İşin acı yanı bu kara sevda hâlâ devam ediyor, bütün gelişmelere rağmen.
Sömürünün devam etmesi de galiba bu aptal kız aşkı gibi aşka bağlı.
Dünyayı şimdilerde bir grup güçlü ülke yönetiyor. Dünyada onların kurduğu, onların kontrolünde ve onların menfeatlerini kollayan bir düzen var. Siz buna iste dünya düzeni deyin, isterseniz çakallarla kuzuların düzeni, farketmez.
Hikâye çok uzun ve acıklı.
Ancak şu söylemek gerekir ki, tarihe sömürgeciliği yazdıranlar şimdilerde masum pozlarında. Haktan, özgürlükten, dünya düzeninden, demokrasiden söz ediyorlar.
Hâlâ kendi aleyhlerinde olan, ya da güçlerine hafif gölge düşürebilecek her gelişmeyi, yalan, iftira, santaj, propaganda, siyaset yoluyla hemen safdışı bırakan, hatta savaş açıp, ülkeler edebilen bu utanmazlar; insan haklarından, demokrasiden bahsederler. Bir taraftan günah çıkarırcasına tarihteki katliamların yasını tutar gibi görünürken, yeni katliamlar yapıyorlar, ya da kendi yandaşlarının katliam yapmasına zemin hazırlıyor, ya da susuyorlar.
Ama yine ne yazık ki tekke düşüp kel görünmüyor. Emperyalistlerin bu ikiyüzlülüğü dünya halkları tarafından yeterince görünmüyor. Zira yalan makineleri durmadan yalan üretiyor ve insanları kandırabiliyor.
Aslında biraz tarih bilenler, biraz okuyanlar, biraz daha dikkatli bakanlar olayları ve onların arkasındaki gerçekleri anlarlar.
Şimdilerde aklı başında olanlar, ya da haksızlıklara rıza göstermeyenler, dünyadaki zulümleri görebiliyorlar mı? Zalimleri tanıyabiliyorlar mı? Hatta canı yananlar sömürgecilerin ikiyüzlülüğünü, utanmazlığını, dönekliğini, yalancılıklarını anlıyorlar mı?
Kendi çıkarları olunca mangalda kül bırakmayan bu yalancılar, sıra Bosna, Filistin, Çeçenistan, Irak, Filistin gibi yerlerdeki katliamlara ve hak ihlallerine gelince kılıktan kılığa giriyorlar. Hık mık edip duruyorlar. Yüzlerini başka tarafa çeviriyorlar. Demokrasi getireceğiz diye münafıkça yalanlarla ülkeleri işgal edenler, halkın oyuyla seçilmiş yönetimleri darbe yaptırıp iktidara yanaştırmıyorlar. Sonra da kendi yandaşları bir yolunu bulup yönetimi ele geçiriyor. Bunlar insan hakları iddiasında olmalarına rağmen, kendi yandaşı olan ülkelerdeki haksızlıkları görmezden gelirler.
Hatta Güney Afrikada’ki ırkçı rejime senelerce destek olurlar.
Bunlar terörizme lânet okurken, terörizm ile mücadele ettiklerini söylerken, en gizli, en yıkıcı, en iğrenç terör faaliyetlerini bizzat kendileri yaparlar, ya da birilerine yaptırırlar. Yine aynı iddiayı dile getirenler dünyanın en terörist devletlerini açıkça desteklerler. Onların yaptığı terörü meşru müdafaa sayarlar. Amerikalı bir düşünür olan Noam Chomsky; “dünyada terörle baş etmek mümkün değidlir. Zira en büyük terörist amerikadır” diyor.
Gerisini varın siz hesap edin.
Bunlar, başka ülkelerde insan hakları uygulansın, dil, din, ırk ayrımı yapılmasın derken, batılı ülkelerdeki bu gibi alanlardaki ihlâlleri görmezler. Hatta bunlara kılıf bulurlar. Bunlar, üstü kapalı ırkçılığı teşvik ederler, yabancı düşmanlığını körüklerler, başkalarının kültürlerine geri demekten utanmazlar.
Zulümlerinden şikâyet ettikleri rejimlerin müslümanlara karşı uyguladıkları baskı ve şiddete göz yumarlar, hatta destek olurlar. Halepçe’de kimyasal silah kullanarak beşbin insanı hunharca katleden Saddam’a ses çıkarmayanlar, daha sonradan kendi çıkarlarına veya ortadoğu politikalarına itiraz edince, ülkesi işgal edildi. Hama katliamına ses çıkarmayanlar, Suriyenin dünya düzeni için ayakbağı olduğunu iddia ediyorlar. Şabra ve Şatilla katliamını sorumlusu caninin elini devlet adamı kabul edip sıkanlar, kendi evini işgalcilere karşı savunanlara terörist diyebiliyorlar.
Siyonistler tarafında ölenler için ağıt yakarlarken, Filistin’de öldürülen binlerce çocuk, kadın, yapılan katliam ve tahribat akıllarına bile gelmez.
Bunların kendilerine ait her şeye ileri, çağdaş, uygarlık derken, başkalarına, özellikle müslümanların kültürüne geri, fundamantalist, problemli demeyi sürdürürler. Hatta kendi sapıklıklarını kabul etmeyenlere, siz bizden değilsiniz diye hakaret bile ederler.
Kendileri dünyayı ve özellikle İslâm âlemini kontrol altında tutmak ve sömürmeye devam etmek için sürekli cihad (yani haçlı seferi) yaparken, müslüman halkların kendiklerini savunmasına olumsuz manada kutsal savaş (cihad) diyorlar.
Aslında bu kadar kara bir karnesi olanların hak konusunda, insanlık dersinde, özgürlük ve uygarlık meselesinde susmaları gerekir.
Zira zalimlerin konuşmaya hakkı yoktur.
Zira münafıkların konuşmaya hakkı yoktur.
Zalimlerin susması gerekir, yalancıların susması gerekir, sömürgeci kafası taşıyanların susması gerekir.
Şerefsizlik yapan utanmazların söylecekleri hangi faziletli söz olabilir ki?
Ama ne yazık ki her yerde onlar konuşuyor. Doğru olan, haklı olan, hakkı elinden alınan konuşamıyor ki, konuşturulmuyor ki...
Sömürge dönemi artığı ülkelerin yöneticilerine ne demeli? Kendi insanına –ağalarını razı etmek için- göz açtırmayan bu hainler, onların arabasına binmekten çekinmiyorlar. Sömürgecilerin yaptığı zulümlere, haksızlıklara yanlış deme cesaretini bile gösteremiyorlar. Kendi halkına korku salan bu zavallılar, emperyaslistlerin karşısında kuzu gibi durmaktan utanmıyorlar.
Zaten münafıklar utanmasını bilmezler ki...
Sömürgecilerin tarihi, karanlık işlerin, zulmün, sömürünün, köleliğin, boş sloganların, ikiyüzlülüğün tarihidir.
Onların bugün sahip olduğu refah insanı aldatmamalı. Onların medyayı kullanarak yaptıkları propaganda bizi kandırmamalı.
Çıkarından başka kutsal tanımayan kişi ve toplumlar haktan veya haklardan yana olmazlar. Onların hakka-hukuka saygılı oladuğunu sananlar aldanırlar. Onların çok uygar olduğunu düşünenler, aldanırlar. Onların dünyada demokrasi, kalkınma, insan hakları istediğini hayal edenler aldanırlar. Kurtuluşu onların değerlerinde, onlar gibi olmakta görenler aldanırlar.
Dünyaya onların hakça nizam vereceğini düşünenler ham hayal içindedirler. Onlar menfeatten başka değer bilmezler ki...
Öte yandan zalimin kötü olması kadar ona arka çıkan, ya da zulüm yapmasına fırsat veren de kötüdür, hatalıdır, suçludur. Ne yazık ki zulmü devlet sistemi haline getirenlere destek olanlar da bu zulümde pay sahidirler.
Kimileri de uyuyor, hiç bir şeyin farkında değil, kendi işinde gücünde, itiraz etmesini bilmez, korkak, pısırık, cesaretsiz... Herkesin arabasına biner, herkesin davulunu çalar, her gücün önünde boyun eğer. Bu da zalime farklı yönden destek olandır.
Şekli ne olursa olsun her türlü zulüm ve haksızlığa yeltenenlerin ve onlara fiilen veya susarak destek olanların konuşmaya haklarınını olmaması gerekir.
Hüseyin K. Ece
22/2/2005
Zaandam