‘Felâh’ın kökü ‘fe-la-ha’ filidir. Bu da Arapça’da yarmak, tarlayı sürmek demektir. Buradan haraketle çiftçilere, ekincilere ‘fellah’ denmiştir.

  

Felâh; mastar ve isim olarak başarı, kurtuluş, zafer, nimet ve hayırda/rahatta devamlı olma hâlidir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 11/216. Firuzâbâdî, Muhammed Y. Kâmûsu’l-Muhîd, s: 234),

Felâh; arzu edilen şeyleri elde etme, istenmeyen şeylerden kurtulma, refah ve saadet içinde bulunma gibi anlamlara da gelir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 578)

‘Felâh’; zafer, necat, halâs ve fevz kelimeleriyle eş anlamlı kabul edilir.

Bu kelime zaman açısından devamlılık anlamı taşır ki bu da zamanı yararak içinde karar kılmaktır. Bu anlamı ile bağlantılı olarak orucun devam etmesine sebep olduğu için sahur yemeğine (Ahmed b. Hanbel,  4/272), ezanda ve kâmette geçtiği üzere hayrın devamına ve ebedi kurtuluşa vesile olduğu için cemaatle namaza da felâh denir. (Müslim, Salât/3, 17 no: 842, 850. Nesâî, Ezân/3, 5-6 no: 630, 632-634)

Râgıb el-İsfahânî felahı dünyevî ve uhrevî olmak üzere ikiye ayırdıktan sonra birincisini dünya hayatını güzelleştiren uzun ömür, zenginlik, şeref ve bunların kazandırdığı mutluluk olarak yorumlamış,

ikincisi olarak uhrevî saadeti de şu dört şeyle özetlemiştir: Ölümsüz bir ömür, hiçbir ihtiyaç unsuru taşımayan zenginlik, zillet şaibesinden arınmış bir şeref ve cehâlet karanlıklarından kurtulmuş bir ilim... (Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 579)

Felâh; günlük hayatta elde edilebilecek bir başarı manâsına da gelir. (Tâhâ 20/64)

Hadislerde felâh kişinin tedavi sonrasında hastalıktan iyileşmesi (Ahmed b. Hanbel, 4/427, 430. Ebû Dâvûd, Tıb/7 no: 3865), 

“Allah’ın affına ve afiyete mazhar olma, O’nun rızâsını elde etme”   (Ahmed b. Hanbel, 1/257, 3/127) anlamlarında kullanılmış.

Allah’ın birliğine inanıp şirkten uzak duran (Ahmed b. Hanbel, 3/492, 4/341),

Rasûlüllah’ın (sav) yolundan giden (Ahmed b. Hanbel, 2/188)

ve fitneden uzak kalabilen (Ahmed b. Hanbel, 2/441) mü’minlerin felâha erecekleri müjdelenmiştir.

“Memnun edici ve iyi sonucu olan şeyde zafer” gibi manaları göz önünde bulunduracak olursak felâhın “razı edici bir duruma ulaşma ve bu hal üzere baki kalma” anlamı taşıdığını söyleyebiliriz. (Günaydın, Canan F. Kur’an’da Kurtuluş, s: 15)

‘Felâh’ kavram olarak; kişinin dinî ve ahlâkî yükümlülüklerini yerine getirmesinin sonucunda dünyada elde edeceği başarı ve mutluluğu,  âhirette ulaşacağı ebedî kurtuluş ve saadeti ifade eder.

İnsanın böyle bir sonuca ulaşabilmesinin, karşısına çıkan bütün engelleri aşması şartına bağlı olduğu dikkate alınırsa felâhın sözlük anlamı ile terim anlamı arasındaki bağlantı anlaşılır. (Günaydın, F. Candan, Kur’an’da Kurtuluş, s: 17-18)

‘Felaha’ fiilinin if’al (geçişli) kalıbı eflaha’; istediğini elde etmek, korktuğu şeyden, gam ve zorluklardan kurtulmak, nimet ve rahatta sürekli olmak anlamlarına gelir. (el-Isfehânî, R. el-Müfredât s: 578)

‘Eflaha’ fiilinin fâil (özne) kalıbı ‘muflih’, çoğulu müflihûn/müflihîn’dir. Bu da felâha ulaşan, ebedî saadete eren demektir. 

Felâh genellikle, âhiret hayatında Cehennemden kurtulup Cennete girmeyi ve Allah’ın rızâsını elde etmeyi, necat ise daha çok sonuçları dünyada görülebilecek başarıları, zorluktan kurtulmayı ifade etmektedir.

-Kur’an’da kurtulma (felâha erme) fiili

Kur’an’da felâh fiil ve isim olarak kırk yerde geçiyor. Bunların bir kısmı dünyada iken herhangi bir tehlikeden kurtulmayı, ya da zor bir durumdan uzaklaşmayı, çoğu ise âhirette arzu edilene nail olmayı ve nihâi kurtuluşu, murada ermeyi anlatıyor.

Ashab-ı Kehf; “birisi şehire erzak almak gitsin ama yakalanmasın. Zira yakalanırsa “bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz (lâ tuflihû)” (Kehf 18/19-20) dedi.

Bu ayetteki felâhın hem dünyadaki bir tehlikeden, istenmeyen bir durumdan kurtulmayı, hem de âhiretteki gerçek kurtuluşu anlattığını söyleyebiliriz.

Felâh’tan bahseden âyetler ağırlıklı olarak bunun şartlarını da belirtir. Bu âyetlerin bir kısmı Allah’ın kurtuluşa erdirmeyeceği kimselerin,

bir kısmı kurtuluşa erenlerin özelliklerini verir.

Bir kısmı da şartlı olarak kurtuşun yollarını gösterir.

Dört âyette ‘eflaha-kurtuldu, umduğuna erişti’ şeklinde geliyor. Bunlardan bir tanesi dünyalık bir başarıyı (Tâhâ 20/64), diğerleri âhiretteki felâhı haber veriyorlar.

Mü’minûn Sûresi bu fiil ile başlıyor. “Mü’minler felâha erdi” diyor. Neden onlar felaha erdi? Zira onlar namazlarını huşû ile ve devamlı kılarlar, boş sözlerle, faydasız işlerle meşgul olmazlar, ırz ve namuslarını korurlar, emânete riayet ederler, ahde vefa gösterirler.  (Mü’minûn 23/1-7. Bir benzeri: Meâric 70/29-31)

Bu âyetlerde ‘umulur ki’ değil ’mü’minlerin mutlaka kurtulacağı söyleniyor. 

Kendilerini küfür ve günah gibi kötülüklerden arındırmış, yani nefislerini/yüreklerini tezkiye edenler de felâha ererler.

“Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki;

Nefsini kötülüklerden arındıran (tezkiye eden) kurtuluşa (felâha) ermiştir.

Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems 91/7-9. Bir benzeri: A’la 87/14-15)

Onbir âyette “le’allekum tüflihûn-umulur ki felaha erersiniz” şeklinde geliyor.

Bu âyetlerde bazı emirler, tavsiyeler ve ölçüler veriliyor. Âyetlerdeki umulur ki” ifadesinin bu emirlerden sonra yer almış olması, söz konusu emir ve nehiylerin dikkate alındığı takdirde bir kurtuluş olabileceğini ifade eder. Yani insan bu emirleri yapmaya ve yasaklardan sakınmaya çalıştığı takdirde onun kurtulacağı umulur.

Bunların gerçekleştirilmesi, kurtuluş (felah) için birer sebep olup sonuç değildir. Bu demektir kurtuluşun recetesi bu ve benzeri âyetlerdeki ilâhi ölçülere uymaktır.

Kur’an; aşağıda sıralanan sâlih amelleri işleyenler hakkında “umulur ki muflihûn-kurtulan, umduklarına kavuşan olurlar” diyor.

-rukû’ ve secde edenlerin, Rabblerine ibadet edenlerin ve hayır işleyenlerin (Hac 22/77),

-Allah’tan hakkıyla korkup-çekinip, O’na yaklaşmaya sebep arayanların ve O’nun yolunda cihad edenlerin (çok çalışanların) (Mâide 5/35),

-Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle hareket edenlerin (Bekara 2/189. Mâide 5/100),

-tefecilik veya faizli işlemlerden uzak duranların (Âl-i İmrân 3/130),

-Allah yolunda sabredenlerin, o yolda bir nöbetçi gibi hazır olanların (ribat yapanların) ve Allah’tan korkup-sakınanların (Âli İmran 3/200),

-şeytan işi olan sarhoşluk veren şeylerden, şans oyunlarından, putperestçe uygulamalardan, kâhinlikten uzak duranların (Mâide 5/90),

-Hesap gününde tartıları (sâlih amelleri) ağır gelenlerin (A’raf 7/8),

-Allah’ın nimet verici olduğun hatırlayıp şükredenlerin (A’raf 7/69),

-Allah’ı sık sık zikredenlerin, hayatlarının hiç bir anında O’nu unutmadan hareket edenlerin (Enfâl 8/45. Cumua 62/10),

-Allah’ın emirlerine uygun hareket etmeye çalışan ve işlediği günahlardan dolayı tövbe eden kadın ve erkek müminlerin ve gönülden Allah’a yönelenlerin (Nûr 24/31) felah bulacakları ümit edilir.

Bir âyette; “Fakat tevbe eden, iman edip sâlih amel işleyen kimseye gelince, umulur ki o felâha erenler arasında olur” deniliyor. (Kasas 28/67) Burada ‘le’allekum’ yerine ‘a’sa-ümit edilir ki’ edatı kullanılmış.

Bu kadar değil, Kur’an kimlerin felâha eremeyeceğini de haber veriyor. Böylece mü’minleri  bir daha uyarıyor.

Felâh kavramı onbir yerde olumsuz kalıbıyla yer alıyor. Buralarda bazı hususlar sayıldıktan sonra; “bunları yapanlar felâha eremezler” deniyor. Bu âyetler felâha giden yolu adeta tersden gösteriyorlar.

Buna göre; zâlimler (En’am 6/21, 135. Yûsuf 12/23. Kasas 28/37),

hakka karşı tuzak kuran büyücüler (Yûnus 10/77. Tâhâ 20/69),

mücrimler (Allah’a karşı çekinmeden suç işleyenler)  (Yûnus 10/17),

inkârda ısrar eden, ya da inkârı kişilik hâline getiren kâfirler (Kasas 28/82),

yalan söyleyip Allah’a iftira edenler (Yûnus 10/69. Nahl 16/116),

Hiç bir sağlam delili olmadığı hâlde Allah’tan başkasına tanrı diye yalvaranlar (Mü’minûn 23/117) felâha (mutlu sona) eremezler.

  -Kur’an’da muflihûn (kurtulanlar)

Kur’an’da ‘eflaha’nın özne (fail) ismi ‘muflih’ (çoğulu: muflihûn, muflihîn) olarak onüç yerde geçiyor.

‘Muflih’, yani “felâha ulaşan, ebedî saadete eren” kelimesi Kur’ân’da çoğul şekliyle (müflihûn) bir övgü ifadesi olarak sadece müminler hakkında kullanılmaktadır. Bu da genellikle, âhiret hayatında Cehennemden kurtulup Cennete girmeyi, böylece sonsuz kurtuluşu ve mutluluğu, Allah’ın rızâsını elde etmeyi ifade eder.

‘Felâh’ kavramının geçtiği âyetlere baktığımız zaman kimlerin hangi sâlih amelleri işleyerek Hesap Günü kurtulacağını, ya da kimlerin felaha eremeyeceğini anlarız.

İnsan için kurtarıcı kim ve nelerdir bu âyetlerde bellidir. Şöyle ki:

-hayatını ğayba iman edip namaz kılarak, kendilerine ihsan edilen nimetlerden başkalarına da infak ederek, önceki kitaplara ve Kur’an’a, âhiret gününe kesinlikle inanmak suretiyle geçirenler (Bakara 2/2-5),

-insanları hayra çağırıp iyiliği ma’rufu) tavsiye eden ve kötülüklerden (münkerden) alıkoymaya çalışanlar (Âl-i İmrân 3/104),

-içki, kumar, şirk, fal ve şans oyunları gibi şeytanî tuzaklardan uzak duranlar (Mâide 5/90),

-işledikleri sâlih ameller sebebiyle Mizan’da tartıları ağır gelenler (A’raf 7/7. Mü’minûn 23/102)

-Peygamber’e inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden, onunla gelen Nûr’a tabi olanlar (A’raf 7/157),

-mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler (yoğun çaba gösterenler), bundan dolayı kendilerine hayır verilenler (Tevbe 9/88),

-Allah rızasını kazanmak için yakınlarına, muhtaçlara haklarını verenler (infak edenler) (Rûm 30/38)

-namazı kılan, zekâtı veren, âhirete yakinen iman eden muhsinler (iyiler) (Lukman 31/4-5),

-Allah’ın kendilerinden razı olduğu, onların da Allah’tan razı oldukları hizbullah (Allah’tan yana) olanlar (Mücadile 58/22),

-nefsinin cimriliğinden sakınıp, muhtaç olsalar da başkalarını kendilerine tercih edenler (Haşr 59/9. Teğâbûn 64/16),

Allah’ın ve Elçi’sinin verdiği hükümler için “işittik ve itaat ettik” diyen mü’minler (Nûr 24/51) felâha erenlerdir (muflih-müflihûn olanlardır), yani umduğuna nail olanlar, ölümsüz nimetlere kavuşanlardır, kurtulanlardır.

“... Allah’tan hakkıyla korkup çekinin (ya da sorumluluk bilinciyle davranın)  ey akıl sahipleri (ulu’l-elbâb), belki felaha erersiniz.” (Mâide 5/100)

Müflihûndan olmak duasıyla...

Hüseyin K. Ece

07.01.2025

Zaandam