1-Rasûlüllah’ın bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya yaptığı yolculuğa İsrâ, oradan yücelere yükselmesine mi‘rac denilmiştir. İsrâ Kur’an’la sabit, mi’rac ise hadis rivâyetlerinde geçiyor.

İsrâ imanın konusu. Zira hakkında âyet var. Ancak mahiyetini, nasıl gerçekleştiğini tam bilmiyoruz.

Mi’rac yaygın olarak biliniyor, kültür olarak yerleşmiş, hem de akaid kitaplarına dahi girmiş.

Ancak her ikisi hakkında kaynaklarda yer alan ve oldukça detay bilgi veren haberler çelişkili ve hadis âlimlerinin ‘âhad’, zayıf dediği haberler, hatta uydurmalar... Bunlar da imanın konusu olmaz.

2-İsrâ’ya Peygamberin hicreti, Mescid-i Aksâ’yı da Mekke dışındaki uzak bir mescid diye yorumlamak, zorlama bir te’vil gibi görünüyor.

İsrâ olağanüstü bir olay olmasaydı ve Peygamberin bir gece Mekke dışındaki bir mescidi (mabedi) ziyaret etmesi olsaydı, bunun kıyâmete kadar gelecek insanlara anlatılmasının ne faydası olabilirdi ki?

Hz. Muhammed’in Peygamberlik hayatında o kadar detay vardı ki, Kur’an bunların hiç birinden bahsetmiyor. İsrâ da sıradan bir olay, bir mescidi ziyareti olsaydı anlatılmaya değer bulunmazdı. Demek ki işin içinde Allah’ın kudretini gösteren, Peygambere verilen makama vurgu yapan, müslümanlara mesajlar taşıyan olağanüstü bir olay söz konusu.

Her ne kadar mi’racla ilgili bize kadar ulaşan haberler çelişkili ise de, bu kadar rivâyeti, bir kısmı zayıf diye toptan silip atmak, yok farzetmek, her şeyden önce Peygamberle ilgili haberleri ve sünneti tesbit için yoğun çaba harcayan bunca iyi niyetli âlimlerin emeğini yok saymaktır.

3-Ancak hz. Peygamberin hayatıyla ilgili olduğu gibi, mi’racla ilgili kaynaklarda geçen her haberi de tevâtür zannedip, iman ilkesi saymak, gözden geçirmeden, Kur’an terazisiyle ölçmeden, haberlerin sağlamlığına ulaşmak için ortaya konulan kriterlere vurmadan aynen kabul etmek de hem dini açıdan, hem bilimsel açıdan mümkün değildir.

Zira biz biliyoruz ki, iyi niyetli âlimler Peygamberle ilgili haberleri her ne kadar titizlikle korumaya çalışmışlarsa da, yanılmaları mümkün olduğu gibi, işin ehli olmayanların ekleme ve çıkarmaları ve kötü niyetlilerin uydurmaları da, zaman içerinde bazı unutulmalar da söz konusudur.

4-Sözlükte ‘sery (geceleyin yürüme, gece yolculuğu yapma)’ kökünden türeyen ve if’al (geçişli) kalıbından gelen isrâ’ geceleyin yürütmek demektir.

Kur’an’da geçmiş zaman kipiyle Peygamberin gece yürütülmesine ve 17. sûreye ad olmuştur.

سُبْحَانَ الَّذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ﴿1﴾

“Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsrâ 17/1)

 

5.Sözlükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki urûc kökünden türemiş bir âlet ismi olan mi‘râc kelimesi “yukarı çıkma aracı, merdiven” demektir.

Terim olarak Hz. Peygamber’in yükselişini ve manevi makamlara çıkışını ifade eder.

Mi‘rac kelimesi Kur’an’da geçmez. Ama çoğul şekli olan meâric “yükselme dereceleri” anlamında Allah’a nisbet edilir (Meâric 70/3 ve 70. Sûrenin adıdır.

Ayrıca “merdiven” anlamında meâric bir âyette daha (Zuhruf 43/33), ‘urûc’ kökünden türemiş fiiller ve isimler çeşitli âyetlerde yer almaktadır. (Bkz: Secde 32/5. Sebe’ 34/2. Hadid 57/4. Hıcr 15/14. Nûr 24/61. Fetih 48/17)

6.Şu notu hatırlamakta fayda var: Semaya (göğe) yükseliş tasavvuru eski Hint ve İran mitolojileriyle diğer dinlerde de mevcuttur.

Yahudi geleneğinde İdrîs, İbrâhim, Mûsâ ve İşâyâ gibi peygamberlerle bazı tarihî şahsiyetlerin yeryüzünden ilâhî âlemlere çıktığına inanılır.

Özellikle melek Yahoel tarafından semavî bir vasıtayla bulut içinde göğe yükseltilen Hz. İbrâhim’in rabbinin tahtını müşahede edişiyle ilgili tasvirlere sonraki yahudi literatüründe rastlanmaktadır.

Hırıstiyanlık inancına göre Hz. Îsâ çarmıha gerildikten sonra mezarından çıkıp ilâhî âleme yükselmiştir (Matta, 28/1-7; Markos, 16/19).

Ayrıca Pavlus’un Kudüs’e doğru giderken melek eşliğinde göğe yolculuk yaptığı rivayet edilir (Gündüz v.dğr., s. 59-60) (Yavuz, Salih S. TDV İslâm Ansiklopedisi, 30/132-135)

Acaba mi’rac konusunda müslümanlar bunlardan etkilendi mi?

7.Bir de şu âyetlere bakalım:

وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الْاَرْضِ يَنْبُوعًاۙ ﴿90﴾ اَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخ۪يلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الْاَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْج۪يرًاۙ ﴿91﴾ اَوْ تُسْقِطَ السَّمَٓاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا اَوْ تَأْتِيَ بِاللّٰهِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ قَب۪يلًاۙ ﴿92﴾ اَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ اَوْ تَرْقٰى فِي السَّمَٓاءِۜ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَقْرَؤُ۬هُۜ قُلْ سُبْحَانَ رَبّ۪ي هَلْ كُنْتُ اِلَّا بَشَرًا رَسُولًا۟ ﴿93﴾

“Dediler ki: “Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça;

yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça;

yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe; yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe;

yahut altından bir evin olmadıkça; ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz.”

De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak rasûl olarak gönderilen bir beşerim.” (İsrâ 17/90-93)

“Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzere toplardı. O hâlde, sakın cahillerden olma.” (En’am 6/35)

İlginç, İsrâ Sûresinin başında İsrâ olayına bağlı olarak mi’rac rivâyetleri, inancı ve geleneği var, ama aynı sûrenin sonunda müşriklerin kendilerine İslâma davet eden Son Elçi’den istedikleri sıralanıyor.

Ve bunların arasında “ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız” sözü var.

Mi’rac hadislerinin hiç birinde, ya da başka hadis kaynaklarında –en azından ben duymadım- Peygamberimizin mi’rac yolculuğundan sonra “bakın işte, istediğiniz gibi göklere çıkıp geldim, haydi artık inanın” dediği geçmiyor.

Tam tersine o, âyetin emriyle Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resûl (elçi) olarak gönderilen bir beşerim” dediği, kendisinin bir beşer (kul) ve elçi olduğunu, olağanüstü özellikleri olmadığını sürekli, vefatına kadar söylediğini biliyoruz.

Bu ilke öncelikle Kelime-i Şehâdet ile kıyâmete kadar sabittir.

Buna rağmen, onu bedenen sadece bir göğe değil, yedi kat göğe çıkaran, uçuran, ona türlü türlü şeyleri gösteren çelişkili rivâyetleri nasıl anlayacağız?

8.O zaman karşımıza; “İsrâ ve mi’rac bedenen mi,  ruhen mi gerçekleşti” sorusu çıkıyor.

İsrâ ve Mi’racın bedenle mi olduğu, ruhânî mi (manevi mi, rü’yada mı) olduğu tartışmalı.

Biliyoruz ki, ta sahabe döneminden beri bazı âlimler, mi’racın ruhen (rü’yada) gerçekleştiğine, çoğunluk ise mi’racın bedenle gerçekleştiğine kâil olmuşlardır.

Mi‘racın bedenen meydana geldiğini kabul eden kelâmcılar konuyu daha çok Allah’ın irade ve kudretiyle ve aklın anlayabileceği bir seviyede açıklamaya çalıştılar.

Ancak Elmalılı’ya göre mu‘cize anlamında ilâhî âyetlerden olan bu hadiseyi tamamen aklî çerçeveye sokmak kolay değildir. (Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 5/3150)

İsrânın ruhen (menen) gerçekleştiği görüşünü benimseyen âlimler Hz. Âişe’nin, “Rasûlullah’ın bedeni yerinden ayrılmamış, o ruhuyla yolculuk yapmıştır” ve Muâviye’nin, “İsrâ Allah’tan gelen sadık bir rüyadan ibarettir” şeklindeki beyanları ve Hasan-ı Basrî’nin bu görüşlere itiraz etmemesini delil kabul etmişlerdir (İbn İshak, Siyer, s: 275. İbn Hişâm, Siyer, 2/40-41)

Bu âlimlere göre Buhârî ve Müslim’de yer alan, “uyku ile uyanıklık arası bir halde iken, yatağımda uzanmış yatıyorken, uyurken” şeklindeki ifadeler de bunu göstermektedir. (Yavuz, Salih S. TDV İslam Ansiklopedisi, 30/132-135)

9.Mi’racla ilgili bir tartışma daha var. Peygamberimiz kaç defa mi’raca çıkmıştır? Bazı âlimlere göre bir defa, bazılarına göre üç defa. Bazılarına göre bir defa beden ile, bazılarına göre rûh ile, manevi olarak,  bazılarına göre hem beden hem ruh ile...

Acaba hangi görüş gerçeği yansıtıyor?

Bu konudaki tartışmaların belirsizliği gidermediği açıktır.

Ama önümüzde bir İsrâ ve mi’rac gerçeği var.

10.Hadis kaynakları ile siyer ve delâil kitaplarında İsrâ ve mi‘racla ilgili birçok rivâyet mevcuttur. Buhârî ve Müslim’de yer alan rivâyetlerin ortak noktalarına göre olay şöyle olmuştur:

Bir gece Resûlullah, Kâbe’de Hicr veya Hatîm denilen yerde iken -bazı rivayetlerde uykuda bulunduğu sırada veya uyku ile uyanıklık arası bir halde- Cebrâil geldi; göğsünü açtı, zemzemle yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurup kapattı. Burak adlı bineğe bindirip Beytülmakdis’e götürdü. Resûl-i Ekrem Mescid-i Aksâ’da iki rek‘at namaz kılıp dışarı çıktığında Cebrâil biri süt, diğeri şarap dolu iki kap getirdi. Resûlullah süt dolu kabı seçince Cebrâil kendisine “fıtratı seçtin” dedi, ardından onu alıp dünya semasına yükseltti. Semaların her birinde sırasıyla Âdem, Îsâ, Yûsuf, İdrîs, Hârûn ve Mûsâ peygamberlerle görüştü; nihayet Beytülma‘mûr’un bulunduğu yedinci semada Hz. İbrâhim’le buluştu.

Sidretü’l-müntehâ denilen yere vardıklarında yazıcı meleklerin kalem cızırtılarını duydu ve Allah’ın huzuruna çıktı. Burada Cenâb-ı Hak elli vakit namazı farz kıldı. Dönüşte Hz. Mûsâ, elli vakit namazın ümmetine ağır geleceğini söyleyip Allah’tan onu hafifletmesini istemesini tavsiye etti. Namaz beş vakte indirilinceye kadar Hz. Peygamber’in huzûr-i ilâhîye müracaatı ve Mûsâ ile diyaloğu devam etti (Buhârî, Salât/1, Tevḥîd/37, Enbiyâ/5, Bedʾü’l-ḫalḳ/7, Menâḳıb/24, Menâḳıbü’l-enṣâr/42. Müslim, Îmân/259, 262-263, Feżâʾil/164)

 

11.Her nasılsa Cebrail hem çocukluğunda, Halime yurdunda, hem de mi’rac öncesi geliyor, Rasûlüllah’ın göğsünü açıyor, kalbini çıkarıyor, onu da ameliyat ediyor, içindeki günaha tekabul eden pıhtıyı alıyor, kalbi zemzem suyuyla yıkıyor. Sonra kalbi yerine koyuyor.

Peygamberimiz bu narkozsuz ameliyatlar dolaysıyla acı duymadığı gibi, ölmüyor da... Ameliyatın izini de bir sahabe görüyor ama onunla yıllarca yaşayan hiç bir hanımı görüp haber vermiyor (!)

Her nedense Cebrail yanında daha kutsal ve ilâhi su getirmiyor ama illa da zemzemle yıkıyor.

Sormak lazım, bu iddia neyi isbat etmek istiyor?

Günah, bir kan pıhtısı mı ki zemzemle yıkayınca gitsin?

Halime yurdundaki ameliyatı, ‘şakku’s-sadr’ı 4 yaşındaki Şeyma’nın rivâyetiyle mi bileceğiz? Dört yaşında bir çocuk bu ameliyat seansını nasıl bu kadar detaylı anlatabilir?

 

12.Müslim’in rivâyetine göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi: “Mi’rac gecesi bana üç şey verildi: Beş vakit namaz, Bekara Sûresinin sonu ve ümmetim şirk koşmadan ölenlerin affedileceği müjdesi.” (Ahmed b. Hanbel, 1/422. Müslim, Îmân/76(279) no: 431)

Ancak bazı âyetlerin ayrı olarak nâzil olmasının Kur’an’ın Cebrâil tarafından indirilmesi gerçeğine aykırı düşeceği ve bu tür rivayetlerin âyetlerin faziletine hamledilmesi gerektiği belirtilmiştir. (Yavuz, S. S. TDV İslâm Ansiklopedisi, 30/132-135)

Bu rivâyet Bekara Sûresinin tümünün Medenî olduğu görüşüne de uygun değil.

Dahası, oruç gibi (Bekara 2/181) namaz da önceki peygamberler zamanında emredildiği gibi, Rasûlüllah’a da bi’setin (peygamberliğin) başından beri emredilmişti. Yani namaz zaten vardı.

Önceki peygamberler zamanında. (13 âyette) Bkz: Yûnus 10/87. İbrahim 14/40. Meryem 19/31, 55, 59. Enbiyâ 21/73. Tâhâ 20/14. Lukman 31/17. En’am 6/162. Meâric 70/22. Müdessir 74/43. Hûd 11/87. Maûn 107/5.

Rasûlüllah’ın Mekke hayatında. (22 âyette) Bkz: Kıyâmet 75/31. A’la 87/15. Alak 96/10. Kevser 108/2. A’raf 7/170. Hûd 11/114. Hûd 13/22. İbrahim 14/31, 37. İsrâ 17/78. Tâhâ 20/73. Hacc 22/35, 41, 78. Neml 27/3. Ankebut 29/45. Rûm 30/31. Lukman 31/4. İsrâ 17/110. Meâric 70/23, 34. Müzemmil 73/20.

Medine’de namaz hakkında inen âyetler bunlara dahil değil...

13.Necm Sûresinin 5-18 âyetlerinin İsrâ ve mi’rac hakkında olduğu yorumu var.

Hemen hemen bütün tefsir kitapları Necm Sûresinin Mekke’de indiğini söylüyorlar.

Bir tanesi hariç diğerleri ilk 5-18 âyetlerin İsrâ ve Mi’rac olayından sonra indiğini söylemiyor.

Bazı tefsirciler bu âyetlerin inzâl zamanını söylemeden Mi’rac ile bağlantılı açıklıyor.

Çoğu ise bu âyetlerin ilk vahiyle alakalı olduğu görüşünde...

Bizim kanaatimize göre, risâletin ilk yıllarından inen Necm Sûresinin ilk 18 âyeti, Tekvîr 81/23de olduğu gibi ilk vahiyden bahsediyor.

Bunun İsrâ ve mi’racla ilişkilendirilmesi zorlama bir yorum. (Bu yoruma hadislerde (Buhârî, Salât/1, Tevḥîd/37, Enbiyâ/5, Bedʾü’l-ḫalḳ/7, Menâḳıb/24, Menâḳıbü’l-enṣâr/42. Müslim, Îmân/259, 262-263, Feżâʾil/164) ve Necm 53/14. âyette geçen “Sidretu’l-müntehâ” sözü sebep olmuş olabilir mi?)

Az da olsa bazı tefsircilerin, bu âyetlerle İsrâ ve mi’rac arasında bir  ilişkiyi kurmasını anlamak cidden zor.

14.Bazıları da daha ileri gidip Rasûlüllah’ın mirac’ta Allah’ı –hâşâ- gördüğünü iddia ederler.

Hz. Âişe’den gelen bir rivâyet şöyle: Mesrûk anlatıyor: “Aişe’ye dedim ki: “Ey anneciğim! Muhammed (as) Rabbini gördü mü?” Bu soru üzerine:

“Söylediğin sözden tüylerim ürperdi. Senin üç hatalı sözden haberin yok mu? Kim onları sana söylerse yalan söylemiş olur.

Şöyle ki: Kim sana: “Muhammed Rabbini gördü” derse yalan söylemiş olur. (Hz. Aişe bu noktada, sözüne delil olarak) şu âyetleri okudu.

لَا تُدْرِكُهُ الْاَبْصَارُۘ وَهُوَ يُدْرِكُ الْاَبْصَارَۚ وَهُوَ اللَّط۪يفُ الْخَب۪يرُ ﴿103﴾

“Onu gözler idrak edemez, O ise gözleri idrak eder.” (En'âm 6/103)

وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَٓائِ۬ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِاِذْنِه۪ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ عَلِيٌّ حَك۪يمٌ ﴿51﴾

“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir.”  (Şûrâ 42/51)

Devamla dedi ki: “Kim sana derse ki Muhammed yarın olacak şeyi bilir, yalan söylemiştir. Zira âyette:

اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَۚ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْاَرْحَامِۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًاۜ وَمَا تَدْر۪ي نَفْسٌ بِاَيِّ اَرْضٍ تَمُوتُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ خَب۪يرٌ ﴿34﴾

“Kıyâmetin ne zaman kopacağı bilgisi şüphesiz yalnızca Allah katındadır. O, yağmuru indirir, rahimlerdekini bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.(Lukman 31/34) buyrulmuştur.

Kim sana “Muhammed'in vahiyden birşey gizlediğini söylerse o da yalan söylemiştir. Çünkü âyette:

يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۜ وَاِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۜ وَاللّٰهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِر۪ينَ ﴿67﴾

“Ey Peygamber! Sana Rabbinden her indirileni tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan Allah'ın risaletini tebliğ etmiş olmazsın” (Mâide 5/67) buyrulmuştur.

Lakin Rasûlullah (as) Cibril'i (aslî sûretinde) bir veya iki sefer görmüştür.” (Buhârî, Tefsir/Necm-1 no: 4855, Tefsir, Mâide/7 no: 4612, Bed'ü'l-Halk/6 no: 3224, 3235, Tevhid/4 no: 7380. Müslim, İman/77 (287) no: 439. Tirmizî, Tefsir/En'âm-6 no: 3068)

16.İsrâ ve mi’racın pek çok hikmetleri ve bize hatırlattıkları var. Özetle bir kaç tane...

*İsrâ ve mi’rac, Peygamber’e (sav) itminan (doygunluk, huzur) veren, manevi güç ve destektir.

*Zımnen siz de hak ederseniz Allah (cc) size de destek olur, derecenizi yükseltir, size pek çok açıdan izzet ve zafer verir. Bu izzet ve zaferin bir imkanı namaz ibadetidir.

*Allah’ın gücü her şeye yeter, İsrâ’yı kabul etmek bunu itiraftır.

*İsrâ ve mi’rac olayı, imanda sadâkat ile gevşeklik noktasında bir mihenk taşıdır. Sâdıklar/sıddîkler vahiyle gelen her şeyi tasdîk ederler.

*İsrâ yolculuğu ‘lâ’yı, mi’rac ‘illâ’yı temsil eder, Tevhid kelimesinde olduğu gibi.

*İsrâ ve mi’rac, yolu ve yolculuğu hatırlatır. Yol Hakikat, yolculuk Hakikat arayışıdır. Bir arayış için yola düşen günün birinde aradığını bulabilir.

*İsrâ ve mi’rac; umutsuzluğa, endişeye, korkuya ve hüzne karşı ikram edilen ilâhi bir tesellidir. Hak yolunda olan, hak uğruna çalışan, ya da hak yolunda zorluklarla karşılaşan her mü’min bunu örnek alabilir.

*İsrâ ve mi’rac arı-duru bir kişiliği sembolize der. Rasûlüllah mi’ractan yepyeni bir kişilik ve diri bir motivasyonla döndü. Bundan sonra görevine daha bir azimle devam edecekti.

*İsrâ aynı ismi taşıyan sûredeki haberlere, ilâhi hükümlere, ölçülere dikkat çekmektedir.

*İnsan hayatı tekâmül yolculuğudur. İsrâ ve Mi’rac bunu sembolize eder. Demek ki insan Allah’a hakkıyla kulluk yaparsa manen değerli olur, kemalât yolunda mesafe alır, beşeriyetten âdemiyete geçer.

*İsrâ ve Mi’rac namazda özetlendi. “Namaz mü’minin mi’racıdır.” Manen urûc/mi’rac etmek (yücelmek) isteyen mü’min namazı ikâme eder (hakkını vererek namaz kılar).

*Gelenekte konu mi’rac öncelikle göndeme geliyor. Halbuki kesin olan İsrâ, tartışmalı olan mi’rac olayıdır. 

*Recep ayının 26. gecesine Mi’rac kandili değil, İsrâ ve Mi’rac Gecesi denmeli.

*İsrâ ve mi’rac, Mekke’nin ve Mescid-i Haram’ın, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksâ’nın değerini, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksâ’nın İslâm ümmetine ait olduğunu hatırlatır.

Bu gece onların başına gelenlerin hatırlatılması yerine S. Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât adlı kitabındaki şiirlerinin ‘mevlid’ adıyla okunması hem şaşırtıcı, hem de hazindir. Topu taca atmaktır.

*Müslümanlar, hikâyelere, olağanüstülüklere değil, bunlardan nasıl ders ve ibret alacağına, onlara kendi hayatına nasıl taşıyacağına kafa yormalı.

Zira İsrâ ve mi’rac mu’cizesi iştahla, etkileyici bir üslûpla anlatılmaya müsait tarihî bir olay, bir menkıbe değil; iman edenlere ibret olacak, ders verecek, mesaj yüklü bir hatırlatmadır.

*İsrâ ve mi’rac’ın hatırlatıcı, uyarıcı ve bereketlere vesile olması duasıyla...

17.İsrâ ve mi’rac konusunda detaylı ve doyurucu bilgi almak isteyenler şu kaynağa bakabilirler: Yavuz, Salih Sabri. TDV İslâm Ansiklopedisi, 30/132-135.

18. Şu ilâhi (şarkı) sözüne bakar mısınız? Peygamber’e Cebrail, (Allah) ile pazarlık yaptırıyor. (Bunu söyleyen galiba “ben bütün müridlerimi Cennete koymadan kendim girmeyeceğim diyen şeyh ile Rasûlüllah’ı karıştırmış olmalı)

Eûzü billah... hâşâ billah...

Getirdiler Burağı bin Muhammed dediler

Binmezem ya Cebrail ümmetim binmeyince

Aman aman aman aman Rasulullah derdime derman
Aman aman aman aman Muhammed derdime derman

---

Getirdiler sıratı geç Muhammed dediler

Geçmezem Ya Cebrail ümmetim geçmeyince

         ---

 

Getirdiler cenneti gir Muhammed dediler

Girmezem Ya Cebrail ümmetim girmeyince

        ---

Sesli-müzikli okunurken “Girmezem Ya Rabbi ümmetim girmeyince” şeklinde…

Getirdiler Kevseri iç Muhammed dediler

İçmezem Ya Cebrail ümmetim içmeyince

https://www.youtube.com/watch?v=4sQBW0hiIZ4

Hüseyin K. Ece

26.02.2022

Zaandam