Hikâye bu ya…
Köroğlu bir gün tek başına gezmeye çıkmış. Yolu bir köye uğramış ama akşam olmuş. Yatacak bir yer ararken köyün kenarında bir kulübe görmüş. Yanaşıp kapıyı çalmış. Yaşlı bir kadın kapıyı açmış. Köroğlu; “ana beni bu gece misafir eder misin?” demiş. O da; “buyur oğul” demiş. İçeri girdikten sonra yaşlı kadın yemek yapmış, tencereyi alırken eli yanmış, canı acımış ve; “gözün kör olsun ey Köroğlu” demiş. Köroğlu; “ana sen köroğlunu gördün mü?” diye sormuş. Kadın; “hayır” demiş. “Peki sana bir kötülüğü mü dokundu?” Kadın; “hayır” demiş. Köroğlu; “peki canın yanınca neden gözün kör olsun Köroğlu dedin?” Yaşlı kadın; “ne bileyim oğul, elâlem öyle diyor, ben de dedim” diye cevap vermiş.
Şimdi, iki zalim ve haydut ülke İran’a saldırdıktan sonra mezhepçi damarları depreşen, saldıgana değil de, saldırıya uğrayan ülkeye cephe alan bu fanatiklere sormak lazım: “Siz hayatınızda Şia (Caferiye) veya İran tarihi ile ilgili kaç kitap, araştırma okudunuz?” Cevap: Hiç. “Siz hiç İran’a veya şiilerin yoğun yaşadığı yerlere gittiniz mi?” Cevap: Hayır. “Peki neden onlar hakkında böyle ölçüsüz ve insafsız laflar ediyorsunuz?” Cevap: “Ne bileyim elâlem öyle diyor, ben de diyorum.”
Sizce de durum böyle değil mi?
Hüseyin K. Ece
19.03.2026
Zaandam