14.08.2020 tarihli Diyanet hutbesi şöyle başlıyor:
“Peygamber Efendimiz bir gece namaz kılarken o kadar çok ağladı ki, sakalından süzülen gözyaşları göğsüne hatta yere damladı.
14.08.2020 tarihli Diyanet hutbesi şöyle başlıyor:
“Peygamber Efendimiz bir gece namaz kılarken o kadar çok ağladı ki, sakalından süzülen gözyaşları göğsüne hatta yere damladı.
Şaka değil, İslâm tarihinde bir adamın bin tane kölesi varmış.
Bunu kim diyor? Ahmed b. Hanbel (öl. H. 241) diyor.
Tarikat geleneğinde ”Şeyhe, gassâl (cenaze yıkayıcısının) önündeki ölü gibi teslim olmak” anlayışı vardır. Bunu Abdulkadir Geylanî kitabında şöyle ifade ediyor. (Tabiî kitap ve ifadeler ona aitse):
Bazıları sosyal medyada sevdikleri veya çok değer verdikleri birilerinin hızırı gördüğü, onunla zaman zaman görüştüğü, ondan ders aldığı, ya da hızırın birilerinin yardımına geldiği iddialarını paylaşıyorlar. Hem de inanarak...
Kur’an’ın uyarısına tekrar bakalım:
“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât 49/6)
Bu hikâyeler gerçekte oldumu, bilmiyoruz. Muhtemel üçü de birileri tarafından masabaşında yazıldı. Ya da dilden dile anlatılageldi. Ancak her üçünde de ders-ibret alınacak yönler var.
Geçenlerde bir muhterem facebook’ta daha önce yazdığı, hz. İsa’nın ölmediğine dair yazısına itiraz eden birine yazdığı cevapta hz. İsa’nın (as) öldürülmediğini, canlı olarak yukarılara (göklere) çıkarıldığını, tekrar dünyaya ineceğini hem Kur’an, hem sahih Sünnet/hadisi şerifler söylüyor diyor.
Bilmen:
Cumanın edasının şartları: (3) Vaktin devamıdır: Şöyle ki. Cuma namazı kılmak için öğle vakti henüz devam etmekte olmalıdır. Bu vakit çıktı mı artık Cuma namazı ne eda edilir ve ne de kaza suretiyle kılınamaz.
Bazıları âhirette şefâat konusunda tereddütü olanları selefî/vahhabî olmakla suçluyorlar. Şefâatin mutlaka olacağına da Ayete’l-Kürsî’yi delil getiriyorlar. Diyor ki “bakın ey vahhabîler, siz şefâat yok diyorsunuz ama Allah (st) bu âyette şefaate izin vereceğini söylüyor.”
Mülk kelimesinin aslı “me-li-ke” fiilidir. Bu da sözlükte; güç yetirmek, hâkimiyet kurmak, sahip olmak, tasarrufta bulunmak demektir. Bunun masdarı da ‘mülk, melk veya milk’ şeklindedir.
Bir müslümana göre böyle bir soru abestir. Ona göre Kur’an’da çelişki (teâruz), tutarsızlık (tenâkuz), birbirini tutmayan (ihtilaf), birbirini yalanlayan şey (tekzîb) yoktur.